Yazan: Psikopedagog Dr. Atanur Mert

MÜSAMERE Mİ? HAYIR TEŞEKKÜRLER!

Mayıs ve Haziran aylarında pek çok anaokulunda müsamereler yapılır. Çocuklara sahne kıyafetleri hazırlanır, rontlar öğretilir, roller ezberletilir. Birkaç ay öncesinden başlanarak, günün bir kısmı bu hazırlıklara ayrılır. Çocuklar büyük günün heyecanını uzun zaman önceden yaşamaya başlar.

Halbuki müsamereler okulöncesi eğitim kuruluşları için uygun etkinlikler değildir. Neden uygun olmadığını bir örnekle anlatmak istiyorum. Birkaç yıl önce TRT 1’in Dünya Çocuk Günü Programına davet edilmiştik. Telefondaki kişi bana, bale ya da folklör gibi bir gösteri ile katılıp katılamayacağımızı sormuştu. Ben de kendisine, bu tür etkinliklerin anaokulu programlarında yer almaması gerektiğini, eğer TRT böyle bir gösteriye yer verirse, zaten var olan yanlış bir anlayışın daha da yerleşmesine katkıda bulunacağını söylemiştim. Çocuklarımın, Türkiye’de belki hiç bilinmeyen bir grup oyununu programlarında sergileyerek, ülke çocuklarının oyun dağarcığını zenginleştirebileceğini ilave etmiştim; fikrim kabul görmüştü.

Önümüzde bir haftadan az bir zaman vardı. Daha önce çevirdiğim ve henüz programımıza almadığımız şarkılı bir oyunu seçtim ve öğrenmeye başladık. Bir kere öğleden önce, bir kere de öğleden sonra oynuyorduk. Öğrenmeyi değil de oynamayı önde tutmaya çalıştığımız halde, çocuklar amacın oyun oynamak değil de belirli bir oyunu öğrenmek olduğunu hemen fark ettiler. İlgisi çabuk dağılan çocuklardan hemen tek tük itirazlar gelmeye başladı,”Öff, yine mi!” gibi.

Yeni bir oyun oynamıyorduk, yeni bir oyunu öğrenmeye çalışıyorduk. Oysa ki öğretmenlere her zaman, “Çocuklar onlara birşeyleri öğretmeye çalıştığınızı fark etmesinler!” derdim. Bir öğretmenim, ”Atanur Abla, bu sözlerinizle ne demek istediğinizi şimdi daha iyi anladım!” dedi.

İlgi süreleri normal çocuklar da, öğretilme sahneleri yaşarken zaman zaman isteksizlik, cansıkıntısı, bıkkınlık ve benzeri duygular hissedebilir. Çocuk, bütün bunları hissetmekte iken, birtakım öğrenme aktiviteleri gerçekleştirmekte olduğunun da farkındadır. Dolayısıyla, öğrenmenin sıkıntı verdiği izlenimlerini biriktirmektedir. Kısaca şöyle de ifade edebiliriz: Öğrenme durumu + isteksizlik = Öğrenmek sıkıcıdır!

Birşeyleri öğretmeye çalışırken, fark etmeden, çocuğa öğrenmenin sıkıcı olduğunu da öğretebiliriz. Çocuk böylece hayatı boyunca öğrenme tembeli kalabilir. Halbuki kendiliğinden öğrenmede, çocuk, yukarıda sıralanan duyguları hissetmeye başladığında, o etkinlikten vazgeçer. Bu vazgeçiş, doğal ve sağlıklı bir koruma mekanizmasıdır; çünkü, altıncı yaş da dahil olmak üzere, okulöncesi çocuklarının duygusal gelişim düzeyi, öğrenmek zorunda olduğu için bilinçli çaba harcamaya (yani formal öğrenmeye) elverişli değildir. Çocuk ancak ilkokulun başlarında formal öğrenme olgunluğuna ulaşır. Birinci sınıfın, (bitmiş) altıncı yaştan sonra başlamasının nedenlerinden biri de budur.

Birinci sınıftaki çocuklar bile müsamerelerde zorlanıyor. Bir ay kadar önce bir velim, bu yıl birinci sınıfta olan çocuğunun oyununu provayı izleyen müdürün beğenmediğini ve çocuğun duyacağı şekilde, “Rolü başkasına verin!” dediğini anlattı. Başroldeki çocuğun annesinin bizim velimize söylediğine göre, çocuğu gerginlikten geceleri altını ıslatmaya başlamış. Benzeri durumları eski velilerimden sıkça duyuyorum.

Sadece hazırlanış değil, müsamerenin kendi de gerilim yüklüdür. Çocuklar, sıralarını anababalarının yanında bekleseler, sıraları geldiğinde sahneye çıkarmak çok zordur; sahne gerisinde kalsalar, anababalarının yanına gitmek isterler. Sıraları gelene kadar oyun vs. ile meşgul edilseler bile, sıraları geldiğinde oyunu bölmek ve sahneye çıkmaları için ikna etmek zorunda kalınır. Bu kadar yükü küçük bir çocuğun taşıması zordur. Hem ne için taşıtmalıdır ki? Kime yararı var? Bu soruları anaokulu yöneticileri kadar, anababalar da kendilerine sormalıdır. Çünkü anababalar da beklentileri ile eğitim kurumlarını yönlendiriyor.

Aydo Çocukevi’nde her bahar olduğu gibi bu Haziranda da, müsamerelere alternatif bir etkinlik gerçekleştiriliyor: Bahçe Sergisi. Çocuklar, yıl içinde yaptıkları resimlerin ve plastik çalışmaların bir kısmını Çocukevinin bahçesinde sergiliyorlar. Üç saatlik sergi süresi içinde herhangi bir zaman kesitinde gelip, bir saatlik bir katılım yeterli olabiliyor. 15 - 20 çocuğun bahçede bulunduğu bir sırada, müzik öğretmeni fareli köyün kavalcısı gibi orgunu çalmaya başlıyor. Bunu duyan çocuklar hemen koşup öğretmenlerinin etrafında toplanıyorlar ve birlikte şarkı söylüyorlar. Ardından anaokulunda herzaman oynadıkları grup oyunlarından birkaçını oynuyor, hareketli bir müzik eşliğinde dans ediyorlar; sonra dağılıp arkadaşları ile koşup oynamaya devam ediyorlar.

Aynı program, partiye yeni gelen çocukların sayısı 20 - 25’e ulaştıkça tekrarlanıyor. Daha önce şarkı söylemiş olup, günün keyfini sürdürmek için bir türlü gitmek istemeyen çocuklar da şarkılara yeniden katılıyor. Herşey doğal ve zorlamasız.

Fark edildiği gibi, çocuklar bahar etkinliği için hiçbir özel ön çalışmada bulunmuyor; etkinlik sırasında da hiçbir şeye zorlanmıyor, sahne gerginliği hissetmiyor, önemsenmeyi, beğenilmeyi, becerebilmeyi yaşıyor.

Şarkı söylemekte olan gruba katılmayı reddeden bir iki çocuğumuz çıkmıyor değil. Annelerin teşvikinin ısrar sınırına yaklaştığını fark ettiğimizde, kendilerine, “Önemli olan, çocuğunuzun keyif alması deyince, onlar da ısrardan vazgeçiyor.