|
Yazan:
Psikopedagog Dr.
Atanur Mert
OKULÖNCESİ
ÇOCUKLARINDA MASTÜRBASYON
"Çocukta cinsellik yoktur!" kanısı yaygındır. Halbuki gelişimin her aşamasında
cinsellik vardır. Bebekler altları açıldığında bacaklarını keyifle birbirine
sürter, elleri jenital bölgeye ulaşabilir hale geldiğinde keyifle dokunur.
Bütün vücudu kaplayan deri, birinci yaş içinde (gelişimin hiçbir aşamasında
olmadığı kadar) çok duyarlıdır. Bebeklerin görme, işitme gibi duyuları
henüz çok zayıftır; etraflarında olup bitenleri daha ziyade derileri ile
algılar. Tensel temas haz verir.
3 yaş civarında cinsel merak artar. Çocuklar annebabaları tuvalette ya
da banyodayken içeri girmeye çalışır. Bazan bir çocuğun birinin eteğini
kaldırıp altına baktığını görebilirsiniz. "Çocuklar nereden gelir?" gibi
sorular başlar.
3 - 6 yaş arasında jenital bölgenin hassasiyeti artar. Çocuklar bu artan
hassasiyetle erotik boyutlu birtakım deneyimler yaşayabilir: Örneğin,
kumsalda oturup oynarken, avuçladığı kumları parmakları arasından süzen
küçük çocuk, bacaklarının arasından kayarak akışın haz verdiğini fark
eder ve bunu etrafındakilere (çekinmeden) keyifle ilan edebilir. Örneğin,
denizde kasıklarına kadar suda dikilirken, dalgaların hafif hafif dokunuşunun
yol açtığı izlenimleri tekrar tekrar yakalamaya çalışabilir.
Bir kere bile "kendine dokunmamış" çocuk yoktur. Jenital bölgesine rastlantısal
olarak dokunduğunda hoşuna giden birtakım izlenimler alır ve bu hazzı
yaşamak için tekrar tekrar dokunur. Zaten çocuklar yeni bir şey keşfettiklerinde,
öğrendiklerini iyice yerleştirmek için tekrar tekrar yapmak eğilimindedir.
Bunu, başka yeni bir şey ilgilerini çekene kadar sürdürürler. Bazı çocuklar
ise fikse olup (yani orada takılıp) kalır.
Fikse olan çocuklar çeşitli davranışlar sergiler: Aydo'da tanık olduğumuz
bazı vakalarda ve bazı annebabaların ifadelerine göre, çocuk jenital bölgesi
ile uğraşırken ter içinde kalabiliyor ve soluk alış verişi değişebiliyor,
yüzü kasılabiliyor; yetişkindeki yoğunluğa ulaşmasa da orgazma benzeyen
bir durum yaşayabiliyor. Yetişkindekinden farkı, boşalmaya eşlik eden
bir akıntının gelmemesi ve hafif hafif orgazmların, kısa sükun aralıkları
ile tekrarlanabilmesi. Her çocuk mastürbasyonu bu kadar yoğun yaşamaz.
Bazı çocuklar jenital bölgeleri ile, yoğun olmamakla birlikte, sık sık
ilgilenir ve hafif bir keyif alışla yetinebilir.
Kız çocukların tercih ettiği yöntemler: alçak masa ya da sehpa gibi bir
şeyin üstüne karınüstü yatarak bacaklarını masanın dışında bırakmak ve
bacak kaslarını kurbağa gibi gerginleştirip gevşetmek; sert bir iskemlede
otururken kalçalarını ritmik bir şekilde sağa sola hareket ettirmek.
Erkek çocukların tercih ettiği yöntemler: karınüstü yatarak pipisini yere
sürtmek; pipisini ritmik bir şekilde avuçlamak.
Kız ve erkek çocukların tercih ettiği yöntemler: kukusunu / pipisini doğrudan
elle uyarmak, iskemlenin köşesi, masanın bacağı gibi sert birşeye sürtmek;
sert bir oyuncağı kukusuna / pipisine sürtmek; pelüş bir oyuncağı , ya
da üstündeki örtünün ucunu toplayıp altına koyarak hareketsiz karınüstü
yatmak ve kendini buna sıkıca bastırmak.
Çok yoğun olan ve uzun zaman süregiden mastürbasyon davranışlarında çocuk
"bağımlılık" geliştirebilir ve vaz geçmesi zorlaşır. Ayrıca, aşırı mastürbasyonun
klitoral uyaranlara fikse oluşa ve vajinal frijitideye yol açtığı da düşünülüyor.
Pipinin sertleşmesi, çişi çok geldiğinde, ılık duşun altında, ya da uykuya
daldıktan yarım saat kadar sonra meydana gelebilir. Bunun mastürbasyon
ve premastürbasyon diyebileceğimiz durumlarla ilgisi yoktur.
Okulöncesi çocuklarında, "tuvalete gidişi geciktirme davranışı" şeklinde
ortaya çıkan, premastürbasyon diyebileceğimiz bir durum görülebilir. Çocuk
oynamakta olduğu oyunu bölmemek için tuvalete gidişi mümkün olduğunca
geciktirebilir. Çişini hemen hemen tutamaz hale geldiğinde tuvalete gidince
(kızlar geciktirmenin son anlarında, erkekler de çişlerini yapmakta iken)
erotik diye nitelendirebileceğimiz birtakım izlenimler yakalar. Oyuna
dalıp tuvalete gitmeyi geciktirme birkaç kere üstüste geldiğinde, çocuk,
çişini geciktirerek yapmak ile bu hoşuna giden izlenimlerin arasındaki
bağlantıyı fark eder ve hazzı yaşayabilmek için (artık amaçlı olarak)
tuvalete gidişini geciktirmeye başlar. Yetişkinler onu tuvalete yönlendirmeye
çalışsa da direnç gösterir.
Jenital bölgesi ile yoğun ilgilenen ve / veya çişini geciktiren çocuk,
annebabasının onaylamayacağı birşeyi yaptığı için kendini itaatsiz ve
suçlu hisseder. Yakalanma tehlikesi içinde yaptığı için gergindir. Cezalandırılma
korkusunun yanısıra, hasar alma korkusu da taşıyabilir. Kastrasyon kaygıları
hissedebilir. Bu kaygı erkek çocuklarda olduğu gibi kızlarda da vardır.
Çocuk yasak mastürbasyon nedeni ile pipisinin / kukusunun hasara uğraması
ve / ya da annebabası tarafından kastre edilmesi kaygıları taşıyabilir.
Bütün bunların yanısıra uykuya dalmada zorlanma ve / veya sık sık uyanma
gibi uyku sorunları da ortaya çıkabilir. Çocuk uyumak istemez, çünkü uykuda
(kastrasyon tehlikesine karşı) çaresizdir. Kaygı ve korkularının tamamı
bilinç düzeyine ulaşmayabilir. Yani çocuk bunların tam farkında olmayabilir.
Yetişkinler yanlış tepkileriyle çocuğun korkularını güçlendirebilir. Eğer
yetişkin (belli etmemeye çalışsa da) tedirgin ise ve çocuk mastürbasyon
davranışlarını herkesin gözü önünde (sergiler gibi) yapıyorsa, burada
bir provokasyon söz konusudur. Sanki çocuk, annebabasına, "Siz benimle
ilgilenmiyorsanız, ben kendimle ilgilenirim!" mesajı vermektedir. Ayrıca,
(şiddetli suçluluk duygusundan kaynaklanan) cezalandırılma isteği gibi
psikodinamikler de cereyan etmektedir.
5 - 6 yaş arasında oluşumunu tamamlamakta olan üst beninin (yani iç denetleme
sisteminin) etkisi ile çocuk yasak olandan vaz geçebilir. Dürtülerini
denetleme çabaları sırasında, çocukta sık sık öfke nöbetleri, keyifsiz
ve bunalmış bir ruh hali görülebilir.
"Mastürbasyon hastalıklı bir davranış mıdır?", "Sağlıksız
bir seksüellik midir?", "Normal midir?", gibi sorular akla
gelebilir. Çocuğun cinsel içerikli davranışlarını gözlemlediğimizde, onun
yeni bir haz kaynağı mı keşfettiğinin, yoksa bu kaynakta takılıp mı kaldığının
ayırdında olabilmemiz çok önemli. Yeni keşifler çocuğun yaşantısını zenginleştirir;
takılıp kalmak, başka deyişle fikse olmak ise yaşantısını yoksullaştırır.
Çünkü bu durumda algı antenlerini, dış dünyadan uzaklaştırıp kendine çevirir.
Biz, yakın yetişkinleri - ki en yakınları annebabasıdır, dolayısı ile
de en etkili kişiler onlardır - çocuğun antenlerini dış dünyaya çevirmesini
sağlarsak (yani yaşantısını zenginleştirirsek ve olumlu bir duygusal atmosferi
paylaşırsak) çocuk fikse olmaz. Fikse oluşun sadece iki nedeni var: (1)
Uyaran eksikliği, (2) duygusal açlık.
Önce uyaran eksikliğinden söz edelim: Çocuklar olgunlaştıkça, dünyalarının
çeşitlenmesi, zenginleşmesi gerekir. Uyaranları suya benzetebiliriz. Azı
yetersizdir, çoğu da sel gibi yıkıcıdır. Yani çocuklara gereksinim duydukları
ölçüde uyaran sunmalıdır. Uyaran eksikliği bir de uyku öncesinde yaşanabilir.
Artık öğlen uykusuna gereksinimi kalmayan bir çocuğu zorla uyutmaya çalıştığımızda;
ya da uykuya dalma güçlüğü olan bir çocuk akşamları uyku öncesinde yatağında
uzun uzun sağa sola dönüp durduğunda, dünyası yoksullaşmış demektir. Belki
bir süre, yanına onu da dinlendirmek üzere aldığı pelüş oyuncağı veya
yorganının ucu ile oyalanacaktır. Bunlardan sıkıldığında, bedeni ile ilgilenirken
ratlantısal olarak dokunduğu jenital bölgesinden aldığı izlenimler ilgisini
çekecektir. Canı sıkıldıkça da çekici bir uğraş olarak bunu yineleyecektir.
"Mastürbasyonun ve premastürbasyonun (yazıdaki sıralamamıza göre) ikinci
nedeni duygusal açlıktır." demiştik. Vakaların (kaba bir ölçümle % 80
gibi) ezici bir çoğunluğunda bu ikinci nedene rastlanmaktadır. Hemen bütün
annebabalar çocuklarını sever. Fakat sadece sevmek, çocuklara yeterli
değildir; onlar sevildiklerini fark etmek ister. Sevgimizi onlara; sahiden
onlara ayırdığımız zamanla, ilgileniş tarzımızla ifade edebiliriz. Sağlıklı
bir duygusal sıcaklık, ruhsağlıklı bir insan yetiştirmek için vazgeçilmez
ön koşuldur. "Sevginin sağlıklı ifadesi" ile, çocuğu şımartmayı birbirine
karıştırmamak gerekir. Yanımızda otururken birbirimize sokulmak, başını
okşamak, yanağına sevgi dolu dokunarak gözlerinin içine "İyi ki sen varsın!"
der gibi bakmak, kucağımıza oturtmak, beden sıcaklığımızı hissettirmek,
sevginin en uygun ifade şekillerindendir. Böyle yaparsak çocuğumuzun kendine
yönelme gereksinimi ortadan kalkar.
Çocuğumuzun jenital bölgesiyle gereğinden fazla ilgilediğini düşündüğümüzde,
durumun farkında değilmiş gibi davranarak, ilgisini başka bir yöne çekmek
için birlikte bir oyun oynayabiliriz; onu kucağımıza alıp, bol resimli
bir kitaba bakabiliriz; hikaye anlatabiliriz; parmakoyunu oynayabiliriz.Sadece
çocuk jenital bölgesiyle ilgilendiği sırada böyle davranılması sorunu
kökten çözmeye yeterli değildir. Evde annebabaları yeterince ve gerektiği
şekilde ilgilenemeyen çocuklara, diğer "yakın yetişkinlerin" doğru destek
vermesi de durumu değiştirememektedir.
Nevrotik ya da bilgisiz bir anne / baba veya eğitimcinin, çocuğun seksüel
sayılabilecek davranışlarına gösterdiği tepkiler; çocuğa sevgisini azaltma,
iğrenme, aşağılama, alaycı gülüşler, (günah / eline iğne batırırım / hastalanırsın
/ zayıf akıllı olursun gibi) korkutma şeklinde olabilir. Bu tepkiler çocuğun
ruh sağlığını olumsuz etkiler ve onun bütün yaşamı boyunca cinsel hasarlı
kalmasına yol açar! Çoğu annebabalar ve eğitimciler (başka çözüm üretemediklerinden)
yasaklamayı en kolay ve etkili yol olarak seçer. Çoğu çocuk, jenital bölgeyle
ilgilenmesi yasaklansa da bunu gizlice sürdürür. Annebabanın yasakladığı
şeyi gizlice yapıyor olmak, güçlü suçluluk duygularına yol açar. Çocuğun
cephesinden bakıldığında, güven ilişkisi zedelenmiştir.
Sanıldığından daha çok yetişkin, çocukluğunda yukarıda anlatılanlara benzer
deneyimler yaşamıştır. Bu yetişkinlerin büyük bir kısmı deneyimlerini
anlatmaya çekinir veya hiç hatırlamayabilir. Çünkü çocukken, tabuyu çiğnediklerinde
onlara çok haşin davranılmıştır. Üstbenleri de(yani iç denetleme sistemleri
de) "kötü anıları"nı bilinçaltına, bilinçli çabalarla ulaşılamaz bir yere
itmiş, bastırmıştır. Ancak psikoanaliz seanslarında ya da hipnoz sırasında
hatırlanabilirler.
|